Pages

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Dokumada Kullanılan Nazar Motifleri


Nazar Boncuğu: Halılarda, kilimlerde genellikle göz şeklinde, mavi içine beyaz nokta
işlenerek ya da motifler arasında üçgen şeklinde görülür. Dokuyanın evini, mutluluğunu
engelleyen kötü nazardan ve kem gözden koruduğuna inanılan ve yere serilen bir çeşit
nazarlıktır. Bunlar genellikle 3’lü 5’li 7’li öğelerdir.
Bir diğer kullanım biçimleriyse halının ya da kilimin bir köşesine koruma amaçlı
yapılan küçücük göz şeklinde eklentilerdir bu eklenti bazen de motifin bilinçli olarak
yanlış yapılması olarak da görülür amaç fazla beğenilip, kusursuz bulunup nazar
değmesinden korumaktır. Fotoğraf: 70’de görülen kilim üzerinde bir noktaya yapılan
göz motifi nazarlık amaçlıdır, aynı şekilde fotoğraf: 71’de kenarda görülen şekilse bir
motif olmayıp sadece nazarlık amaçlı yapılan aslında kusurlu motif olmayan bir
şekildir.
Bazı insanların kötülüğe, zarara, şansızlığa ve hatta ölüme bile sebep olan güçlü
bakışları olduğuna inanılır. Göz motifleri, insan gözünün kem bakışlara karşı en iyi
koruyucu olduğu inancından dolayı ortaya çıkarılmıştır. Bu motif nazara karşı
kullanılan motiflerin başında gelir, hemen her halıda mutlaka bulunur.
Genellikle geometrik şekillerde işlenir. Dokumalardaki göz motifi yörelere göre
değişiklik gösterir. Göz; üçgen, kare, dörtgen, eş kenar dörtgen veya bir haçla dörde
bölünmüş olan eş kenar dörtgen, bazen sivri bir kaşın altına bazen de bir dörtgenin içine
işlenen bir nokta ile belirtilir

Takılarda Kullanılan Nazar Simgeleri


Dünya kültürünü zenginleştiren farklılıklar en çok takı alanında kendini gösterir.
Takılar, geçmişten günümüze geçirdikleri değişim evreleriyle toplumların yaşantılarına
da ışık tutar. Her toplum kendi takı geleneğini oluştururken farklı nesnelere benzer
anlamlar yüklemiştir.
Takı takma geleneği, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kullanım amacına göre isim
alır. Bu takıların hemen hepsinin kendine özgü anlamı ve hikâyesi vardır. Bunlar
bereket, sabır, kimi zaman uğur veya gözden sakınma, kimi zaman da kötülüklere karşı
korunmadır.
Anadolu’da kadınların yanı sıra erkeklerin de kötülüklerden korunmak amacıyla,
üzerinde taşıdıkları gümüş süs eşyaları vardır. Gümüş ve maden düğmeler, yüzükler,
köstekler ve bunların ucunda sallanan gümüşten elle yapılmış süsler, silah kabzalarında
ve tütün tabakalarında görülen savat işçiliği, gümüş ve mercanla işlenmiş kırbaç uçları
bu eşyalar içinde yer alır.
İnanışlara göre, nazardan korunmanın en yaygın yöntemi, çeşitli tılsımlar
taşımaktır. Örneğin sol bileğe takılan kırmızı bilezik, kırmızının aktif bir renk olarak
bakışları yakaladığı ve onlardaki saldırganlığı gerisin geriye sahibine gönderdiği inancı
söz konusudur. Mavi nazar boncukları da en yaygın tılsımlar arasındadır ve muhtemelen
‘aynı kutuplar birbirini iter’ ilkesinden yola çıkmaktadır. Çünkü mavi gözlüler
Ortadoğu’da kötü bakışın sahipleri olarak görülürlerdi. Bununla birlikte, mavi renk
koruyucu kabul edilir; çünkü mavi aynı zamanda, gökyüzünün rengidir. Eski kültürlerde
yaygın olarak rastlanan ve bizim ‘Fatma Ana’mızın Eli’ olarak bildiğimiz hamsa adlı
tılsımın da rengi genellikle mavidir. Bu, beş parmağın ve avuç içinin belirgin bir şekilde
görüldüğü, ortasında bir göz işareti bulunan bir tür el ikonudur.
Bunların yanı sıra, çeşitli kuş tüyleri, taş ve kaya parçaları ve üzerinde göze benzer
şekiller seçilebilen deniz kabukları, nazara karşı etkili olarak kabul edilip tılsımlarda
kullanılır. Bunun mantığı, kötü bakışa sahip olan gözün dikkatini parlak ve cazip
objelere çekmektir; çünkü nazarın tüm potansiyelinin, ilk bakışta açığa çıktığı
düşünülür. Altın, gümüş ve türkuaz gibi değerli taşların kullanıldığı diğer mücevherler
de, kimi zaman bakışları üzerinde toplayıcı unsurlar olarak aynı amaçla
kullanılır.
Türk giyim-kuşamında elbise ve takılar (baş, el, kol)kullanım olarak çeşitlilik ve
gelişme göstererek kültüre ait ürünler olarak şekil kazanmıştır. Kültüre ait ürünler
olmasında kullanılan malzemelerin Türk inanç ve toplum yapısına göre sembolize edilip
ve bu sembol haline gelen malzemelere verilen manalar, işlenen motiflerle, renklerle
desteklenerek “Türk’e ait “bir mahiyet kazanmıştır. Tüm bunlara rağmen “Türk’e ait
“olarak kültüre has olarak gelenek şeklinde toplumda bir nevi iletişimi sağladığı gibi
inanç boyutu şeklinde korunma ve de ekonomik gösterge olarak da sembolize
olunmuştur.

Takı ve Boncuklar


Takıların ilk kez ne zaman ve ne amaçla kullanıldığı hakkında kesin bir bilgi
olmamakla birlikte, geçmişinin insanlık tarihi kadar eski olduğu ve doğa- inanç ilişkisi
sonucu oluştuğu tahmin edilmektedir.
Otuz bin yıl önce ölümün sessizliğinden doğdu takılar. İnsanoğlu, yanı başında
susan nefesin geri dönmeyeceğini anladığında, belki son bir kez daha onu kutsamak,
gittiği yerde huzur duymasını sağlamak, karanlığın kötülüklerinden korumak için
mezarına taşlardan, boynuz ve kemiklerden, deniz kabuklarından yapılma boncuk
dizileri, bilezikler ve yüzükler koydu. Sonra başa çıkamadığı kötülüklerden,
tehlikelerden kendisini de korumak için boynunu, kollarını, ellerini, başını, ayaklarını
takılarla donattı; onları tanrılarına sundu. Bir de baktı ki volkanik camlara yansıyan
görüntüsü, takılarla daha farklı, daha güzel. İşte dinin ötesine geçtiği o andan sonra
taktıklarını bir daha hiç çıkartmadı; takıların güzelliğinde kendi güzelliğini buldu.
Zamanın içinden sessizce geçerken onları en parlak, en göz alıcı madenlerle, taşlarla
bezedi.
Binlerce yıldır genellikle kadınlar tarafından daha zarif görünmek amacıyla
kullanılan takılar, kişinin bulunduğu sosyal statüsünü ve kimliğini temsil etmesinin yanı
sıra değişik işlevleri bulunmaktaydı. Takı, kişinin kendisini güzel hissetmek ya da güzel
göstermek istemesinin dışında, onu taşıyanı kem gözlerden korumak için tasarlanmış bir
nesnedir ve bir ilişki kurma biçimidir.
Süslenme, süs ve takı kullanma; ilk çağlarda bir inanca dayalı olarak veya süslenme
gereksinimiyle ortaya çıkmış ve gelenekselleşerek günümüze kadar gelmiştir. Küçük
topluluklar halinde yaşayan kabilelerin kendi örf, adet, görenekleri doğrultusunda
yaşadıkları coğrafi çevreden temin edebildikleri doğal malzemelerle tasarladıkları
takılar geleneklerle de bütünleşip sembolik anlamlar yüklenerek günümüze
ulaşmışlardır.
Eski çağlarda insanlar takıları, süslenmek için değil inançlarını ifade ettiği, kötülük
ve tehlikelerden koruduğu için takmışlardı. Takı ve aksesuarlara ait bulgulara
günümüzden 30 bin yıl öncesinde üst paleolitik dönemde mağara duvar resimlerinde,
küçük kadın heykellerinde rastlanılır.
Taş, metal, ağaç, kemik, kumaş, cam gibi temel maddelerin yanı sıra, artık
malzemelerden de elde edilen birçok takı güçlü bir kültürel birikimin geçmişten
günümüze yansıyan örnekleridir. Takılar süslenmenin dışında, inançlara ve geleneklere
bağlı kalarak da hazırlanmakta, bu amaçla hazırlanan takılar, toplumun inançlarını
yansıtması bakımından da kutsal sayılmaktadır.
Süslenme ve takı takma geleneği kadınların yanı sıra çocuklarda ve yetişkin
erkeklerde de görülen bir olgudur.
Takı, kişinin kendisini güzel hissetmek ya da güzel göstermek istemesinin dışında,
onu taşıyanı kem gözlerden korumak için tasarlanmış bir nesnedir ve bir ilişki kurma
biçimidir. Takılar ifade ettikleri anlamlar ile toplumda yerleşmiş inançları yansıtırlar.
Kolye, taç, bilezik, iğne, kemer, yüzük, küpe, halhal gibi formlarıyla Mezopotamya,
Mısır, Helen, Etrüsk, Roma krallarının ve egemen sınıfların taktıkları görkemli
biçimleriyle din ve devlet gücünün de simgesidir.
Türk kültürünün en önemli ürünü olan bu korunma amaçlı gelenek, Şamanist, gök
tanrı ve İslam inancının özellikleri ile de şekillenerek günümüze kadar Anadolu Türk
kadınının giyiminde yer edinmiştir.
Kadınların çeşitli takılar takarak süslenmelerini insanlık tarihi kadar eski olduğunu
söyleyebildiğimiz gibi, Türklerde süslenme ve takı takma alışkanlığına“doğumla
başlayıp ömür boyu sürer” diyebiliriz.

Üzerlik


Üzerlik meyvelerinden yapılan nazarlıklar bir anlamda, her an el altında ve göz
önünde bulunan bir tütsü deposu olarak işlev görür. Aynı zamanda da evi süsler.
Kadınlar yaz ortasında henüz olgunlaşmamışken yeşil olarak topladıkları tohum
keselerini bir iğne yardımıyla ipe dizerler. Ortaya yerleştirilen bir sopanın ya da çıtanın
etrafına renkli bir bez sararak ve meyveler arasına küçük renkli bez parçaları geçirerek
baklava ya da çift muska biçiminde bir şekil oluştururlar. Anadolu'da yapıların
duvarlarını süsleyen üzerlikten nazarlıkların çok benzerlerine İran'ın batısındaki
Luristan bölgesindeki göçer yerleşimlerinde de rastlanır. Üzerlik bir süs eşyası olduğu
gibi inanç bakımından da kültürel değerler taşımaktadır.
Halk arasında yaygın bir inanca göre üzerlik otu, şehit kanı dökülmüş topraklarda
yetişmektedir. Aslında bu inançta biraz gerçek payı da yok değildir. Üzerlik otu, fosfatlı
toprakları çok sever. Bunun için de fosfatlı toprağın bol olduğu mezarlıklarda sıkça
yetişir.

Nazarlıklar


Halk inancına göre, onu üzerinde taşıyanı büyüye, hastalıklara ve diğer fenalıklara
karşı korumaya veya içinde bulunduğu fenalıktan kurtarmaya hizmet eden objeye
nazarlık denir.
Kendisini pek çok tehlikeden korumasını bilen insanoğlu; kaza, hastalık, ölüm
getireceğine inandığı nazardan da korunmak amacıyla çeşitli koruyucu nesnelere
sarılmıştır. Topluca nazarlık olarak adlandırdığımız koruyucu nesneler, nazara inanan
bütün topluluklarda hemen hemen birbirinin aynıdır. Türk halkı tarafından da kullanılan
nazarlıklar arasında mavi boncuk, yedi delikli boncuk, kendiliğinden delinmiş taş, eski
süpürge, sarımsak, kartal pençesi, hurma çekirdeği, sarı kehribar, yumurta kabuğu,
kurban gözü, geyik boynuzu, öküz boynuzu, at kafası, çörek otu, günlük, kuru karanfil
ve üzerliği sayabiliriz. Bu sıraladığımız nazarlıkların bazıları evlere asılmakta, bazıları
üstte taşınmakta, bazıları da bağ, bahçe ve tarlalarda bulundurulmaktadır. Çörek otu,
günlük, kuru karanfil ve üzerlik ise nazara karşı yapılan tütsüde kullanılmaktadır.
Ayrıca, üzerlikten yapılan nazarlıklar evlere de asılmaktadır.
Anadolu' da yaygın olarak insanlar nazara gelmemek için vücutlarının çeşitli
yerlerinde, nazarlık taşırlar. Vücutta nazara karşı taşınan objeler arasında en yaygın
biçimde görüleni göz boncuğu ya da nazar boncuğu adı verilen sembolik gözdür. Halk
arasındaki anlatılarda sıkça rastlanılan bir hikâyede, bedende taşınan bu boncukların
çoğu kez nazar değmesi sonucu çatladığı ya da kırıldığıdır. Anadolu'da göz boncuğunun
yanı sıra vücutta taşınan nazarlıklar zengin bir çeşitlilik göstermektedir.
Bunlar arasında hamaylıları, hal hâlları, muskaları, sıra dışı taşları, metal
parçalarını, eski paraları, metal düğmeleri, kemikleri, dal parçalarını, çeşitli hayvanların
dişlerini, tüylerini, kemiklerini, boynuzlarını, deniz kabuklularını, renkli kumaş
parçalarını, bitki tohumlarını, yüze ve ellere yapılmış dövmeleri sayabiliriz.
Nazar için gök mavisi rengindeki gözün bakışının değmesi ihtimalinin daha büyük
olduğuna inanılır ve bunun için de gök mavisi şeylerle nazar değmesinden koruyacağı
düşünüldüğünden mavi boncuğa önem verilir. Mavi boncuk tek başına bile nazarlık
olarak kullanılır. Bundan başka Anadolu’da nazar değmesinden korunmak için yeşil
kahve tanesi, eski para, kurşun, çitlembik kabuğu ve at nalı gibi şeyler de nazarlık
olarak kullanılır. Bu nazarlıklar, kullanıldıkları yere göre değişik şekillerde asılır ve
dikilir. Mesela, çocukların omuzlarına dikilir, çocukların beşiğine asılır, hayvanların
alınlarına yahut boyunlarına asılır, evlerin veya binaların giriş kapılarına konur,
arabaların ön aynasına asılır. Nazarlıklar kem bakışların etkisini azaltan çeşitli nesneler
olarak çok büyük önem taşır. Günümüzde artık hemen hemen her evde bulunur kimine
göre süs, kimine göreyse korunma simgesidir.
Öyle anlaşılıyor ki göz değmesinin temelinde yatan esas sebep kişilerin kıskançlık
duygusudur. Ve bu duygunun, baktığı kimseye yansıması ve onu tesiri altında
bırakmasıdır. Nazarlık takmakla bu kıskançlık dolu bakışın tesirinin azaltılması veya
başka yönlere yansıtılması amaçlanmaktadır.

Nazardan Korunma Yöntemleri Kurşun Dökülmesi


Halk arasında yaygın olan kurşun dökmeyle ilgili uygulamalar küçük farklarla
birbirine benzemektedir ve Şaman geleneklerinden kalan bir âdettir. Şamanlar bu ritüele
«kut dökme» anlamına gelen «kut kuyma» adını vermişlerdir. Kut koyma, insana
musallat olan kötü ruhların etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak çok eski
dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir ritüeldir.
Şamanlardan kalan bu eski âdeti, günümüzde devam ettiren, özellikle yeterli dinî
bilgiye sahip olmayan yaşı ilerlemiş hanımlardır. Bu kadınlar özellikle yaşlı ve tecrübeli
olduğuna inanılan kişilerdir. Kurşun dökme işlemi, bu işte denenmiş ocaklı ve izinli
yaşlı kadınlar tarafından dökülür. Ocaklı demek, kurşun döken kişinin ailesinin öteden
beri bu işle uğraşmış olmasıdır.
İzinli demek; bu ailede kendisinden önce kurşun döken kişiden, bu işlemi yapmak
için izin (Destur veya el) almış olmasıdır. Ocaklı ve izinli olmayanlar kurşun
dökemeyecekleri gibi döktükleri farz edilse dahi bu gibilerin kurşun dökmesinden fayda
umulmaz. Kurşun nazara uğramışlara, kendisine büyü yapılmışlara, hastalığı uzun
sürenlere, sık sık sıkıntı ve bayılma gelen kadınlara, ruh hastalarına dökülür.
Kurşun dökmede yer ve zamanlama önemlidir şöyle ki yatan hastanın odasında ve
yatağında iken, diğerlerinde ise evinde ve en çok oturduğu odada dökülmesi gerekir.
Gündüz öğleden önce ya da sonra daha çok namaz vakitleri arasında dökülür Akşamdan
sonra ve gece dökülmez. Kurşun dökme derdin ağırlığına ya da ilk dökülüşten sonra
görülen tesir şekline ya da isteğe göre ayrı günlerde olma üzere birden fazla ve de 3
kereye kadar dökülebilir.
Kurşun dökmenin kendine özel yolu, geleneği ve malzemesi vardır.
Kurşun dökmek için kullanılan malzemeler:
1.Kurşun 250–300 gram ağırlığında kurşun parça
2.Kurşun eritme kepçesi,
3. Bakır geniş ve derin bir su kabı,
4. Hastanın başına örtülecek bir peştamal, çarşaf ya da battaniye
Bu malzemeler özel bir torba içinde saklanır Ayrıca bu iş için önceden toplanmış ve
kurutulmuş olan üzerlik otu yakılarak dumanı hasta olan kişiye solutulur. Bu sırada
dualar okunarak, başına tuz çevrilir. Tuz o kişiye yalatılır. Bir tas içine su doldurulur,
tas genellikle bakırdandır. Suyun içine; iğne, madeni para, mavi boncuk ve kurşun
döken kişinin yüzüğü konulur. Ayrıca bir kalburun içine bir bakır tabak, buğday, bir
parça tezek ve kurşunu döken ebenin sağ ayakkabısı konulur. Su dolu olan tas da
kalburun içine konulur. Kurşun ateşte eritilir. Hasta yatıyor ya da oturuyor olabilir, üstü
örtülür. Hazırlanan kalbur hastanın başı üstünde tutulur. Kurşun dökülürken döken kişi
besmele çekip "Benim elim değil, Fatma anamızın eli" dedikten sonra kurşunu su dolu
kabın içine döker. Soğuk suya dökülen kızgın kurşun tek parça halinde kalmaz. Dağılır
parça parça ve değişik şekillerde olur. Sonra katılaşmış kurşun parçaları suyun içinden
alınıp kepçenin içine konulur ve tekrar eritilir.
Bu dört kez tekrar edilir. Bazı yörelerde önce başa, sonra karın bölgesine, ayağa, en
sonda eşiğe yani yere, toprağa dökülür. Bu arada her defasında suyun içinde çeşitli
şekiller alan kurşunun nazar eden kişi hakkında bilgi verdiğine fazla kirli (parçalanmış)
ve iğnelerle kaplı ise, nazar ya da büyünün şiddetine hükmedilir. Bu nazarın şiddeti
nazar edenin fiziki yapısı hakkındaki bilgiler kurşunu döken, ebe tarafından anlatılır. Bu
arada nazar eden kişiye ilencede (bedduada) bulunulur. Kurşun dökme süresince,
kurşunu döken ebe devamlı sureler ve dualar okur. Külçe üzerindeki dikenlerin arasında
temiz ve yuvarlak bir parçaya rastlanırsa, hastanın yüreğinin temiz olduğuna ve
hastalığının çabuk geçeceğine inanılır. Kurşun işlemi bitince hastaya bu sudan içirilir.
Su ile eli yüzü yıkanır. Kalan su sağa sola ya da 4 yol ağzına serpilir. Tastaki madeni,
paralar ebeye verilir. Tabak içinde bulunan yarma da tavuklara yedirilir. Kurşun
dökülen kişi o gün akşama kadar kimseyle öpüşmez. Kurşun dökmek için ocaklı olmak
gereklidir. Bu kişi, bu maharetini başka bir kişiye verebilir. Buna “El
Alma”denir.
Kurşun dökme bir nevi nazar ve sihir açma, derdin sebebini meydana çıkarma ve
manevi tedavi etme yoludur, inananlar için bir iç ferahlığı, ruh hafifliği verir. Bilimsel
olarak açıklaması ise kurşunun bir nevi manyetik alan yaratarak negatif enerjiyi
toplaması olarak ta açıklanabilir.
Kurşun dökme işleminde uygulanan yöntemler hemen her yörede farklılık gösterse
de yapılan işlem genellikle aynıdır, yani kurşunun eritilip suya dökülmesi işlemi

Nazarın Psikolojik Etkileri


Nazarın psikolojik etkisi; rüyada sıçramalar, tik oluşması, el titremesi, göz dalması,
yorgunluk hissi, uyku bozukluğu bazen de aşırı uyku isteği, dalma hastalığı, gülme
hastalığı, ani bunalım dönemi, stres, konsantre ve motive eksikliği, sebepsiz
huysuzlaşma, dil sürçmesi, düşüncede saçmalama, kalp çarpıntısı, kabuslar görme,
sebepsiz göz yaşı, sebepsiz mutsuzluk-huzursuzluk hissi, kendinde ağırlık olduğu hissi,
regl sancısının artması, rüyada nazar boncuğu görmesi, bitkinlik hissi vb gibi ruhsal
etkiler oluşur.
Nazarın para psikolojik etkileri halk arasında şöyle betimlenmiştir; bereketsizleşme,
işlerin rast gitmemesi, evde huzursuz olunması, kaderin bir parçası olan şansın
kapanması, kısmetin kapanması, yaşanılan ortamı sevmeme, üzerinde aşırı derece
bilinmeyen ağırlıklar oluşması, sevdiğinden nefret etme, evliliklerde sebepsiz kavgalar,
boşanmalar, eşin huy değiştirmesi, kıskançlıkların başlaması, arkadaşlıkların bozulması,
evlenememe, rüyalarda devamlı mavi renk veya nazar boncuğu görme, şiddetli
geçimsizlik, büyülenme hissi v.b. gibi parapsikolojik etkiler oluştuğu söylenir.
Ayrıca nazarın daha çok altın, elmas, pırlanta ve gümüş gibi değerli takılara değdiği
düşünülür.
Kadın nazarı erkek nazarından daha fazladır. Bu olay kadınların her ortamda güzel
gözükmek hissinden ve kapris yapma gücünden oluşur. Kadınlar birbirlerine daha çok
nazar vururlar.Erkek nazarı kadınlar üzerinde fazla etkili değildir. Erkekler genellikle
kendi cinslerine daha çok nazar vururlar.